Düşük Tehdidi Gölgesinde Bir Bebek Mücadelesi

03/02/2012

Hastaneye yatışımı takip eden ilk saat içerisinde Özgür Doktor bana Progestan Depot isimli bir iğne vurdu. Progestan ilacı tüp bebek tedavisindeki pek çok annenin bildiği ve haftalarca kullandığı bir hormon desteğidir. İğne, hap ya da kalçaya yapıştırılan bant versiyonları vardır. Hapın kullanımı kolay, iğneninki hızlı etkili ancak cildi tahriş eden ve sızı veren, bant ise ikisinin de kullanımından kolay ancak cilde ve kıyafetlere sürtünmesi sebebi ile sürekli çıkabilen bir uygulamadır. Burada bahsettiğim tek dozluk iğne ise oldukça kuvvetli bir içeriğe sahip ve düşüğü engelleyici niteliktedir. Bu iğne için ilk günden beri oğlumu kurtaran şey sıfatını yakıştırmakta bir sakınca görmüyor, dahası kuvvetle inanıyorum. Zira o iğneyi yer yemez kanamamın belirgin ölçüde azalarak durduğunu ve 2 gün içinde de tamamen bittiğini söylemeliyim.

Uzman görüşüne başvurduğum Kadın Doğum Uzmanı ve Amerikan Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi’nde görevli kendi doktorum Cem Ayhan’ın  ; rahim kanamaları ve düşükle ilgili şu yorumu paylaşmak isterim :

Bebek anne rahmine tutunurken endometriyum dediğimiz rahim iç zarı üzerinde bir pencere – delik oluşturarak tutunuyor. Bazı hanımlarda bu yerleşme sırasında endometriyumu besleyen kan damarlarında bir miktar kanama olabilir. Bu kanama aralıklı bir şekilde ve dışarıya ulaşacak kadar çoksa anne tarafından farkedilebilir ve hatta bazen de ” adet görüyorum” şeklinde yanlış değerlendirilebilir. Bunun genelde görülme zamanı son adet tarihini takip eden 4 ila 6 haftalık periyottur. Bu durumun önlemi yanlızca istirahat, egzersiz kısıtlaması gibi önemlerdir. 6. haftadan sonra oluşan kanamalarda ise daha çok düşük tehdidi akılda tutulmalı ve ona göre tedavi etmek gerekir. Gebelik kayıplarının en büyük bölümü , son adeti takip eden ilk 12 hafta içinde gerçekleşir. Bu dönemdeki gebelik kayıplarının en sık görülen nedeni ; bebeğin anormal gelişimidir. Yani yaşamsal fonksiyonlarında, oluşmaya başlayan organlarında anormalliklerin oluşmasıdır. Dolayısı ile bu tür gelişim bozukluklarında, bu nedenle oluşan düşükleri engellemek mümkün değildir, çünkü bebek gelişimi normal değildir. Bu duruma en çok genetik bozukluklar yol açabilir. Normal olmayan bir sperm ile yumurtanın döllenmesi ya da normal olmayan bir yumurta ile spermin döllenmesi , birden fazla sperm ile yumurtanın döllenmesi bu durumlara yol açabilir. Bebek normal olsa bile, gelişimini etkileyebilecek hastalıklar, veya dış etkenler de ( ilaç kullanımı, radyasyona maruz kalmak, bazı enfeksiyonlar, annedeki hastalıklar vb. ) düşüğe yol açabilir. Düşük oluştuktan sonra annenin detaylı bir kontrolden geçmesi gerekir. Eğer 2 veya daha fazla düşük tespit edilmişse, mutlaka anne ve babaya detaylı inceleme, kan tahlilleri ve genetik tarama yapılması gerekir. Anne adaylarının bebeklerini düşürmesini engellemek için yapacağı en iyi şey istirahat etmek ve sağlığına dikkat etmektir. Düşüğü engellmek için kullandığımız bazı hormon ilaçları mevcuttur ancak bu ilaçların kullanımı anormal gelişim gösteren , sağlıksız bir gebeliğin devam etmesini sağlamaz.

İşte durum böyleyken böyle, kongreden dolayı uzakta olan doktorumun da telefon  talimatıyla hastahaneye yatmış, tıbbın o sağlıksız kabul ettikleri ikinci bebeğimi, çocukluk hayallerimin baş kahramanlarından birini orada feda etmiş, ayaklarımı donduracak ama yüreğimi yakacak kadar büyük bir sıkıntıyla  yatakta boylu boyunca uzanmış yatıyordum. Arkadaşım ne yapacağını bilmez bir durumda koltukta, kocam bana yardım edememenin verdiği sıkıntıyla refakatçi yatağında o geceyi geçirdiler. Aileler geldi, kendi annemi görünce tutarım sandığım bütün gücümü, dayanma girişimimi kaybettim bir posta da öyle ağladım. Sonra onların kalması, ” Bu bebek de gidebilir, bunu da düşünmek lazım, kendini kaybetme ( ?!? ) ” cümleleri hayalkırıklığı yaşamama engel olmak için, iyi niyetliydi belki ama  hiç rahat hissettirmedi beni ve gitmelerini istedim. Ben kendi kendime ” Bırakmayacağım bu bebeği, o da beni bırakmayacak” dedikçe bana psikolojisi bozuk hasta muamelesi yapılması hiç işime gelmiyor, dahası fayda da sağlamıyordu.

Özlem üşüyorum diye mırıldandım bir ara, canım dostum Cuma gecesi olmasına ve her yer kapalı olmasına rağmen bir koşu gidip bana bulabildiği ile kerden bir çift kırmızı çorap alıp gelmişti. Onları giydim ve uzunca bir süre gözlerim dikili bakakaldım. Akıp giden onca kana ve onca umuda rağmen , ihtiyacımı yine bir kan kırmızısı çorap karşılamıştı. ( O bir çift çorap hala dolabımda durur. Kayıplarımın kıyısından dönüp kazandıklarımı anımsatırcasına…) Gece boyu kontrole gelen Özgür Doktor’u uykuda kaçırmak istemediğimden yarı uyur, yarı uyanık bekledim. Bolca ağladım, çokça dua ettim. Duanın gücüne, bana herkesin desteğinden de çok inandım. Neticede anne olmaya çalışıyordum ben, yat-kat-kap-kacak peşinde değildim ya, elbet kabul edilecekti.

4 gün kaldık hastahanede. Doktorum döndü, daha bir rahatladım. Her gün USG kontrolüne iniyor, davudi sesi , benim için tek gayenin odada çınlayışını duyup odaya , hasta yatağıma geri dönüyorduk. Hormon preparatları, düşük ilaçlarımı alıyor, sessizce kendimi orada güvende hissederek bekliyordum. Hiç unutmam bir ebe, hasta refakatçisi Gül vardı, Amerikan hastanesinde doğum yapanların çoğu tanır Gül ‘ü :) Kendi kendime yıkanmak istemediğim ve duşta yanlız kalmaktan korktuğum için beni yıkadı. evet , garip mi geldi size? Koskaca kadınım ben, beni bir bebek gibi yıkadı. Dua etti ve dedi ki : ” Üzülmek sana yaramıyor, gidenin gücü ve kuvvetini, bırakıp gittiği canı, Allah buna bağışlar ama önce sen inanmalı ve istemelisin” . İstememek mümkün mü ?

Hastane çıkışında eve geldik, tek ve istisnanız bana emredilen boylu boyunca yatmak ve dinlenmekti. Tuvalet ihtiyacı haricinde kesinlikle kalkmayacak ve haftada bir vaginal ultrason kontrolü için doktoruma görünecektim. Bu süre boyunca kabızlığı önleyici beslenme, bol sıvı alımı dikkate alınacaktı. Bebeğimin yaşaması önce bana, sonra ona bağlıydı demek ki. Ayrıca tıpta çok da sık karşılaşılmayan bir durum, düşük yaşanmış, bolca kanama var, boş bir gebelik kesesi rahimde duruyor , alınması lazım normalde ama canli bir bebek varlığı buna engel oluyor. Doktorum bu gebelik kesesinin zamanla bozulacağını, parçalanarak rahimden atılacağını söyledi. Gel gör ki bu da yeni bir kanama ve düşük tehdidi idi. Benim yatmaktan, yatmaktan ve yatmaktan başka çarem yoktu.

Duyardım zaman zaman, bebeğini 9 ay yata yata – adeta Diyarbakır karpuzu gibi – büyüten kadınları. Bir fena oldum desem yeridir. Ben daha 8 hafta bitirmiştim,yani 2 ay. 7 ay böyle yatılır mıydı ? Doktorum riskli durumun ilk 12 haftada olduğunu, genelde düşüklerin 7-8-9 ve 10. haftalarda ağırlıklı yaşandığını söyledi.  “14. haftada herhangi bir sıkıntı yoksa seni ayağa kaldırırız merak etme, kritik olan şu önümüzdeki 1 ay ” diye içimi rahatlatmaya çalıştı.

Evde o süre geçmek bilmedi. İnsan kendini neyle oyalayacağını şaşırıyor, sürekli yanımda birinin oturması da imkansız. Kendimize bir çift walkie-talkie aldık. Ben bir şeye ihtiyaç duyarsam haftasonları kocama , hafta içi evdeki yardımcımıza sinyal yollayıp yanıma gelmelerini sağlıyordum. Zamanla eğlence yapmaya başladık, ” Break break suyum bitti, koş sebastiyan” , ” Break break çok zahmetli hastasınız, yoksa bu fake alarm mı ? ” gibisinden minik esprilerle durumu kabul edilebilir ve moral bozucu olmaktan çıkarmaya gayret ediyorduk. Her hafta doktor kontrolü başkalarına ( özellikle annelere ) garip gelse de ben mutlulukla gidiyordum çünkü bir hafta boyu motive eden tek şey o davudi Donk, Donk, Donk sesleriydi. Onları duydukça ve doktorumun haydi bir hafta daha deyişine güvendikçe durumu kabul edebilir hale gelmiştim.

Enterasan olan ve başlarda içimi sıkan tek şey, o gebelik kesesinin her hafta bomboş ve etrafında bozulmalar olmasına rağmen hiç bir yere gitmeyişiydi. 11. haftayı bitirdiğimizde doktorum ” Hadi gözün aydın diyelim, kafaca şimdi daha rahat olabilirsin artık 12. haftaya girdik, risk git gide azalıyor ” dediğinde çok rahatladım. Her gece yatarken ” Allahım, bir günü daha bitirdim lütfen sabaha yeni bir güne başlamam izin ver ” diye yatar, ertesi gün de ” Bir güne daha başlıyorum , tamamlamama yardım et ” diye başlardım.

Çok inandım ve çok faydasını gördüm. Mücadele etmekten hiç vazgeçmedim. Her gün bebeğime ” Ben seni bırakmayacağım, sen de beni bırakma. Ne olursa razıyım yeter ki vazgeçme” diyerek günleri birbirine ekledi.

Beraber ekledik, beraber bekledik ve mücadele verdik.

Sonra sonra anne adaylarının gebeliklerinde bebeklerine ne söyledikleri ve ne mesaj verdiklerinin çok önemli olduğunu anladım. “Ne söylediğine dikkat et” diye şimdi hamile arkadaşlarımı uyarışım bu sebebptendir. O günlerde ” Beni hiç bırakma ! ” dediğim bebek bugünlerde yapışık ikiz gibi sürekli üstümde.

Sen misin, beni bırakma diyen ?

:)



8 comments

  1. Allah Dorikusa uzuuuun mutlu sağlıklı ömürler versin. Kendi deneyimimi hatırladım, tekrar yaşadım sanki okuyunca. Canım çok çekirdek istemişti, yattığım yerden TV seyrederken çekirdek yiyordum, aniden başladı kanama. Doktorum hemen Progestan Depot yaptırdı, bol bol sıvı al dedi. Sıvı alma işini o kadar abartmışım ki, tek başıma 2 günde 19 ltlik damacana suyu bitirdim. Ama ne çare ki, bebeğim beni bırakıp gitti. Çok şükür bundan 3 ay kadar sonra oğluma hamile olduğumu öğrendim, çok şükür ki onu kucağıma aldım. Akşama eve gidince ona sıkı sıkı bir daha sarılacağım. Bunları bana tekrar hatırlattığın için teşekkür ederim.

  2. İşteyim Sena ve şu an çok fena oldum. Göz yaşlarım inip duruyor:)) Çok komiğim kapıda da hasta bekliyor ama şu an bilgi veremeyeceğim:)))))))))
    Yaşadıklarımız da benzerliklervarmış. Ben ilk düşüğümü pek anlamadım. Kimyasal gebelikti. İkincisinde kese oldu, bebek oldu ve bir gün konrtole kızkardeşimle gittik. O da hamile .. İkimizde bebeklerimizin kalp atışalrını dinleyeceğiz. İlkten ben diye atladım ve sonrasında kalp atışı yok. O an kardeşimin yaşadıklarını düşünebiliyormusun? Üçüncü gebeliğimin ilk 12 haftası benim için çok ama çok zordu. Bu sefer de olmayacak olamayacak diye konuşup duruyordum. 10. haftada kanamam oldu ve bittim o an. Buraya kadarmış dedim. O zaman bana da depo progestan iğne yapıldı.Ve 12. hafta tamamlanana kadar yatak istirahati.30. haftda geleceğinin işaretini veren Altuğ, Allahtan 33 hafta dayandı.Çok kötü bir doğum:( Ama sonucunda sağlıklı bir bebek sahibi oldum. Altuğ da annesinin kafayı çizmesini önledi.Ama halen hafif çizik :))

    1. Bizim hepimizin biraz çiziği var arkadaşım dert etme.İleride bunların hesabını soracağız , az sık dişini :)

  3. Büyük oğlum 6  yaşındayken ani bir kararla tekrar hamile kalmak istedim. Tekrar bir bebek koklamak, herşeye en baştan başlamak. Nitekim 2 ay sonra da hamile kaldım. Abisi ile aynı günlerde doğacak, ne güzel denk geldi diye sevindim içten içe. Herşey çok güzel ve düzgün gidiyordu. 6.haftada ilk kontrol, kalp atışı.. Nedense oğlumuza da hemen söyledik. Sanki anlayacaktı küçücük haliyle. Kontrolden yaklaşık 10 gün sonra tam da yılbaşı öncesi alışveriş yaptık. Epey yoruldum. Eve zor attım kendimi. Koltuğa uzandım. Epey bir zaman sonra tuvalete gittim. Çok çok az kahverengi lekelenme vardı.  Panikle eşime haber verdim ve hemen doktorumuzu aradık. Cumartesi günü epey de geç bir saat. Doktorum da oğluma hamileliğimi de takip eden, ilgili, sakin ve çok sevdiğim biri. Bana bir iğne adı verdi. Hemen yaptırmamı istedi. Kasık ağrısı, sancı, kasılma, gibi bir şey olmazsa yada daha koyu renkte kanama olmazsa, lekelenme kesilirse yatıp dinlenmemi söyledi. Hemen oğlumuzu da alıp hastaneye gittik, İğneyi yaptırdık, hafta sonu hiç kalkmadan dinlendim. Bir daha da hiç lekelenme olmadı. Ta ki 12. Haftaya kadar.

    İlk hamileliğimde de 7-10. Haftalarda çok mide bulantılarım olmuş ve 11.haftada kesilmişti. Bu hamileliğimde de 11. Hafta gelince bıçak gibi kesildi bulantılar. 12.hafta kontrolünden 2 gün önce 29 ocak 2009, işe yerine geldim. Nasıl bir kahvaltı ettim dün gibi aklımda. Hava soğuk ve deli gibi yağmur yağıyor. Tuvalete gittim. BU sefer kanama başlamış. Az az ama kıpkırmızı. Koşarak yerime geldim, doktorumu aradım. “birşeyler yolunda değil, acil gelmem lazım” dedim. “hemen gel, ben de yoldayım” dedi.. İş arkadaşım taksiyle gitmemi istemedi. Atladık arabaya, deli bir trafiğin içinde hastaneye gittik. Eşim toplantı nedeniyle çıkamadı iş yerinden. Arkadaşım konuşuyor, anlatıyor birşeyler. Benim ise aklımda sabah yaptığım kahvaltı var. “müdahale de edemezler şimdi” diye düşünüyorum. Çünkü biliyorum bebeği kaybettim. Tuhaf bir şekilde hiç ağlamadım. Donuk, buz gibi gittim hastaneye. İçeri girdiki hemen kadın doğum katına çıktık. Doktorum beni bekliyordu, “ korkma, bakalım önce”dedi. Vajinal muayene başlar başlamaz, ekranda koca bir boşluk gördüm. Hiç birşey yoktu, ne o haftalarda olması gereken minnacık bir insan yavrusu, ne de kalp atışı. “Nerede bebek, neden yok” diye bağırdım. Doktorum “bebeği ilk kanamada kaybetmişsin” dedi. “Şaka herhalde, bu başkasının ultrason görüntüsü” dediğimi hatırlıyorum. Sonra kalktım, giyindim, eşimi aradım ve ona “bebeği kaybetmişiz” dedim. Hala ağlamıyordum. Yapmam gerekenleri robot gibi yapıyordum sadece. Doktorun odasına girdik. Kürtaj olmam gerekiyordu ama aç değildim. Mecburen bekleyecektik. “Yarın sabah geleyim, eve gitmem lazım, oğlumu görmem lazım” dedim. Ama doktorum çok yoğun bir kanamanın başlama riskini göze alamayacağını söyledi. Sabah 10 dan öğlen 14:00 a kadar bekleyecek, bir şey yiyip içmeyecektim. Dönüş yolunda babamın eşini ( annem hayatta değil) arayıp durumu anlattım, “hemen gelelim” dediler. “Hayır, istemiyorum” dedim. İş yerine geldim, eşyalarımı aldım, eşim geldi aldı beni.  Sonra hastane, kürtaj.. Operasyon sonrası odada dinlenirken doktorum geldi. Durumu, olabilecekleri, yapabileceklerimizi anlattı. Detaylı inceleme yapılabilirdi.. Bunların hepsini dinledim, detaylı inceleme, genetik araştırma hiçbirşey istemediğimi söyledim. Doktorum “üzülme ne olur” dediği an benim için kırılma anıydı. Deli gibi ağlamaya başladım. Hem doktoruma hem de eşime dedim ki “bu oda benim ağlayabileceğim tek yer, evde oğlum var. Onun yanında üzülemem. O yüzden bu gün burada ,istediğim kadar ağlayacağım ve kimse de bana ağlama demeyecek” Gerçekten de o odada 2 saat kimseyle konuşmadan ağladım.

    Birde Sena’cim ben 45 yaşında gencecik annemi kaybettim 23 sene önce. O yüzden ağlarken hep “allahım beni gördüklerim, sarıldıklarım ve sevdiklerimle sınama” diye dua ettim.

    Tüm bu süreçte kızdığım ve kendimi affetmediğim tek konu da şu:  Nedense sevdiklerim, arkadaşlarımın en ufak bir rahatsızlığında panik olan, doktora koşan ben değilmişim gibi neden ilk anda doktora gitmediğim için kendime çok kızıyorum.

    Şimdi bu kötü günlerden sonra kucağıma aldığım 2.oğluma ve artık kocaman delikanlı olan büyük oğluma bakıp şükrediyorum. Allah hiç kimseye kayıplar ve üzüntüler yaşatmasın.

    Sevgiler,
    asliveogullari

    1. Aslı,
      Bitirdin beni…Ağlama duvarı değil burası ama yakındır dönmek üzere…
      Anneciğine, giden meleklerine cennet nasip olsun inşallah.
      Bu kadar açık yüreklilikle paylaştığın için kocaman sarılmak istedim şimdi sana.
      Kollarımla sardığımı, sarıldığımı düşün…

      1. Sena’cım bunca sene çok az kişinin bildiği detayları anlattım ben. Bu hiç geçmeyecek bir kalp sızısı. Çok teşekkür ederim. İnşallah ilk fırsatta tanışır ve canlı canlı kucaklaşırız.
        Sevgiler,

  4. Benim de ilk hamileligim ceninin kalbinin atmamasi sonucu sonlandirilmisti, cok uzucu bir durum. Deniz’e hamile kaldigimi ogrendigimden itibaren her doktor-ultrason kontrolune dua ederek ve insllah kalp atisini duyaraim diyerek girdim. Deniz’in icimden ciktigi ana kadar da kalp atislarini kontrol eden monitordeydi gozum, cok garip, uzucu ve kalp kirici bir durum. Ama hepsi bir deneyim. Butun bebeklerimizin, cocuklarimizin saglikli olmasini diliyorum. iyi ki varlar
    Ipek/denizinannesi

Post a new comment